gubaz
Bu üyenin kişisel bilgilerini görmek için üye olmanız gerekmektedir.

26 Nisan 2019 Cuma, 14:55
Uyar
bir düşünmek lazım....
İstanbulda bir ilkokul... 1955-65 ler,öğrenciler, Amerikan yardımı olarak yurda gelen sulandırılmış süt tozlarını içmek için sıradalar... O günlerden yaşanmış bir anı Mehmet bey anlatıyor ... "1960'lı yıllarda ilkokula gidiyordum. Öğretmenimiz süt tozu paketleri dağıttı; Abd'den yardım olarak gelmiş! Bizim evde 100'e yakın keçi vardı,30'dan fazla inek vardı. Süt ve yoğurdu satma imkanımız yoktu. Bize yetecek kadar her türlü süt ürünümüz vardı. Ama ben cicili paketler içindeki süt tozu paketlerini sevine sevine eve getirdim. Eve girmeden önce avluda dedemle karşılaştım; 'elindeki nedir?' diye sordu. Açıkladım... 'Bizim sütümüz var, götür onu geri ver, sütü olmayan çocuklara versinler.' dedi.Aslında köyümüzde sütü olmayan ev yoktu.Ben biraz duraklayıp götürmek istemedim. 'Oğlum,bunlar bizim iyiliğimiz için bunu vermiyorlar,bizi zehirlemek için gönderiyorlar!' dedi. Ben okulda aldığım derslerden kendime güvenerek dedeme karşı geldim. Söylediklerini okula gitmemiş dedemin cehaletine yordum. Ona itirazlar ettim. Beni ikna edemeyince inandırmak için bir deneye başvurdu.Güçlü bir köpeğimiz vardı. 'Git, süt tozunu süte çevir getir.' dedi. Gittim,süt tozundan süt yapıp getirdim.Köpeğimiz kulübesinde idi. Götürdük ve önüne koyduk. Ağzını koydu,yaladı,çekti,bırakıverdi; 'Siz beni zehirlemek mi istiyorsunuz?!.' anlamında hırsla bize baktı. Saldıracak gibiydi. Kabı aldık. Dedem onu suda yıkadı. Sonra bana 'git, evden bizim sütten getir.' dedi. Evden yarım kilo kadar sütü götürüp yıkanmış kaba koydum.Yine köpeğin önüne sürdük.Ağzını koydu.Bir defa nefes aldı.İki içimde sütü bitirdi.Dedem hiç okula gitmemişti ama öğretmenimden ve o sütleri okulumuza gönderen yetkililerden daha çok şey biliyordu..." Ve bu dağıtılan süt tozlarından sonra Turkiyede ilk "Çocuk felci vakaları görüldü ve felç salgını başladı." Sonra ne mi oldu? Amerika bize milyon dolarlar karşılığında çocuk felci aşıları sattı.. Ne kadar manidar.. Bizi bomba ve silahlarla öldürenlerin,aşı ve yiyeceklerini masum gördüğümüz sürece daha çok aldanacağız. Önce bizi hasta edip,peşine ilaç ve aşısını satıyorlar!
TeacherAndFinancing
  Uyar
26 Nisan 2019, 15:02
.
*runkli*
  Uyar
26 Nisan 2019, 14:59
Evet bir dönmede öğrencilere zorla Fındıklar yedirildi ihraç edilip geri gönderilen Fındıklar. Bir kaç yıl öncede kuru üzümler dağıtıldı tarım ilacı fazla olduğundan geri gönderildi öğrencilere verild
ayse cikkkk
  Uyar
26 Nisan 2019, 14:58
Hep kandırılıyoruz hep
23 Nisan 2019 Salı, 17:43
Uyar
bugünlük bu ders hepimize yeter
Bir zamanlar Çin'de bir adam o kadar aç ve bitkin düşmüştü ki, dayanamayıp bir armut çaldı.. Adamı yakalayıp cezalandırılmak üzere İmparator'un karşısına çıkardılar. Hırsız İmparator'u görünce ona şöyle dedi; "Değerli efendim, çok açtım, dayanamadım çaldım ve yedim. Beni affetmeniz için yalvarıyorum. Eğer affedersiniz size paha biçilemez bir armağanım olacak.." İmparator dudak büker; "Senin gibi birinde paha biçilemez ne olabilir ki?" Hırsız, avucunun içindeki armut çekirdeğini uzatır ve; "Bu çekirdeği ekerseniz bir gün içinde altın meyveler veren bir ağacın yeşerdiğini göreceksiniz.." İmparator kahkaha atarak; "Ek o zaman, altın meyveleri görünce affederim seni.." dedi. Yoksul adam; "Haşmetlim bu tohumu ben ekemem çünkü ben bir hırsızım.. Bu tohumu ancak, ömründe hiç çalmamış, başkalarına hiç haksızlık yapmamış, yalan söylememiş biri ekebilir. Tohum o zaman gücünü gösterir, aksi takdirde onu ekeni zehirler, tarif edilemez acılarla öldürür. Sultanım, bu tohumu ancak siz ekebilirsiniz.." imparator irkildi, suratını astı, bir süre düşündü, sonra hırçın bir sesle; "Ben imparator'um bahçıvan değil, o tohumu başbakana ver eksin de altın meyveleri görelim." dedi.. Yoksul adam, tohumu başbakana uzatınca başbakan telaşe içersinde İmparator'a dönüp itiraz etti. "Ben ekim biçim işlerinde çok beceriksizim efendim, sihirli tohumu i ziyan ederim. Bence bu tohumu hazinadar başı eksin.." Hazinadar başı da hemen bir bahane buldu ve bu görevi başkasına devretti. Bir bir orada bulunan herkes sudan sebeplerle tohum ekme görevinden kaçındılar.. Sonra İmparator, doğan sessizliğin içerisinde bir süre düşündü. Başı önünde başbakana, hazinadara ve bütün görevlilere dik dik baktı ve; "Hadi bakalım bu hırsız bahçıvana tohumun nasıl altın meyve verdiğini hep birlikte gösterip sevindirelim." dedi. Cebinden bir altın çıkarıp yoksul adamın tutması için attı. Herkesin ceplerinden sessiz sedasız birer altın çıkarıp adama vermesini izledi.. Sonra da gülerek; "Bas git buradan be adam, bugünlük bu ders hepimize yeter." dedi..
Nazar Eyle
  Uyar
23 Nisan 2019, 18:48
keşke ders verirken ders alabilseniz. elinizde tuttuğunuz adalet meşalesi sadece istediğiniz yeri aydınlatıyor.. yazık
"GEZGİN"
  Uyar
23 Nisan 2019, 17:53
O iş öyle kolay değil ki :))
ayse cikkkk
  Uyar
23 Nisan 2019, 17:52
Tiz kafası vurula..
6 Mart 2019 Çarşamba, 23:29
Uyar
Enayilik Üzerine....
"MEĞER BEN NE ENAYİYMİŞİM...!" Efendim, artık 68 yaşında, su katılmamış bir avanak, hakiki bir budala ve gayrikabil-i ıslah bir 'enayi' olduğumu itiraf ediyorum. Bana küçük yaşımdan itibaren 'beytülmal' ın mukaddesliğini öğretmişlerdi. Hiç kimse 'Devlet malı deniz, yemeyen domuz' dememişti. Bütün ömrüm tabir-i amiyanesiyle 'eşşek gibi' çalışmakla geçti. Çalışma hayatımda tek gün dahi izin kullanmadım. Bir gece bile doyasıya uyuyamadım. Kimileri bana 'uykusuz müsteşar' adını takıp uçup kaçtığımı söylerdi ama 'Ne akılsız adam yahu!' şeklindeki fısıltılar, her gün yüzlerce telefon konuşmasıyla çınlayan kulaklarıma kadar gelirdi. Üzerinde 'T.C. Hükümeti' yazan kurşun kalemleri, silgileri ve kağıtları, sadece resmi hizmetlerde, adeta okşar gibi incitmemeye çalışarak kullanırdım. Çocuklarım devlet malına ellerini dahi süremezlerdi. Plakaları kırmızı ve siyah renkli resmi arabalara bir defa dahi binmediler. Yüzlerine bakmaya kıyamadığım Mustafam ve Elifim, bir saat daha az uyuyup belediye otobüsleri ve okul servisleriyle okula gittikleri esnada, bendeniz müsteşarlık ve bakanlık yapıyordum. Bırakınız eşime araba tahsis etmeyi, evde devletin personelini çalıştırmayı; idarecilik ve siyaset hayatımda lojmanda oturmadım. Koruma görevlisi de kullanmadım. Arabamın önünde ve arkasında fiyakalı eskortlar hiç bulunmadı. Meğer ben ne enayiymişim!... Yaptığım enayiliklerin haddi hesabı yoktur... Mesela, bendeniz milletvekiliyken -birkaç zaruri toplantı dışında- Meclis lokantasında yemek yemezdim. Zira, burada çalışanlar kamu personeliydi ve çok ucuz olan yemekler milletin kesesinden sübvanse ediliyordu. Sonra, çok beğendiğim halde, aynı gerekçelerle TBMM Sigarası da içmedim. Ceplerim şıkır şıkır metal jetonlarla dolu olarak dolaşır, özel görüşmelerimi kulisteki ankesörlü telefonlarla yapardım. O zaman 'beleş' cep telefonlarımız da yoktu. Hiçbir hediyeyi kabul etmez; ya reddeder veya demirbaşa kaydettirerek devlete intikal ettirirdim. Yıllarca üst yöneticilik, müsteşarlık, bakanlık yaptım; halen evimde bu dönemlere ait -bronz plaketler dışındatek bir hatıra eşya göremezsiniz. Benim anladığım manada siyasete 'Zengin girilir, fakir çıkılır'. Biz enayiler, devlet hizmetini ve siyaseti böyle anlıyoruz. Siyasi hayatımda önüme çıkan yüzlerce fırsatı teperek mal mülk edinmedim. Bilakis, ANAP'taki Genel Başkanlık mücadelesinde, Bond çantalarda getirilen paraları reddederek, eşimin SSK kredisiyle aldığı Oran'daki daireyi; YDP'nin kuruluşunda da babamdan kalan Malatya'daki ev ile dedemden kalan Gaziantep'teki evin bana düşen hisselerini harcadım. Bu arada, eşimin uzmanlığıyla ve alın teriyle hak ettiği 'Vakıflar Genel Müdürü' olarak tayin kararnamesini, nasıl engellediğimi de unutmayayım. Sadece bununla kalsa neyse... ANAP döneminde, şiddetle muhalefetime rağmen çıkarılan 'kıyak emekliliği' reddedip tek maaşa devam ettim. Bu haksız uygulama halen devam ediyor. Başbakanlık Müsteşarı'yken, milletvekili maaşlarının buna göre ayarlanmasını gerekçe göstererek kendim için sözleşme yapmadım ve üç yıl müddetle emrimdeki daire başkanlarından bile daha az maaş aldım. Meğer ben ne enayiymişim!. Şimdi 70'ine merdiven dayadım. Hala kirada oturuyorum. Kendime ait tek mülküm kitaplarım... Yani, sizin anlayacağınız, gerçek anlamda 'Dikili ağacım dahi yok'. Hizmet hayatım boyunca, muhatabımın bıyık altından gülerek dinlediği, 'Bu fukara millete ben bu masrafı hiç yaptırır mıyım?' lafım vardı. Sevgili okuyucularım, bu yazdıklarımı okuyup da sakın bütün bunlardan pişmanlık duyduğumu sanmayınız. Enayilik öylesine içime işlemiş ki geriye dönmek mümkün olabilse gene aynısını yapardım. Beni bütün 'enayiliğime' rağmen kimseye muhtaç etmeyen Yüce Allah'ıma hamd ediyorum. HASAN CELAL GÜZEL
**sude**
  Uyar
7 Mart 2019, 08:34
Şimdi ki siyasetçilere de okutmak gerekiyor bunları.
Mitralyöz ömer
  Uyar
6 Mart 2019, 23:39
ÇOK DUYGULANDIM GERÇEKTEN
Janssett
  Uyar
6 Mart 2019, 23:34
Sevmedim o kişiyi
6 Mart 2019 Çarşamba, 10:11
Uyar
Hz.Hızır (a.s)...
Günlerden bir gün oturmuş, ALLAH'ı Zikretmekle meşgul Hızır (a.s.)ın canını almak için yanına Ölüm Meleği Azrail (a.s) gelir. Hz. Hızır (a.s) durumu anlayınca hüngür hüngür ağlamaya ve çırpınmaya başlar. Bir ALLAH dostunun ölüm karşısında gayet metin ve soğukkanlı olmasını bekleyen Azrail (a.s) ''Bu ne telaş, bu ne telaş ey! Hızır, ne kadar yufka yürekliymişsin, ne bu gözyaşları, Ölümden mi, yoksa Dünyadan ayrılacağından mı korkuyorsun'' diye sorunca Hızır ( a.s) Hayır der: "Tek korkum; Öldüğümde ALLAH'ı biraz daha fazla Zikretmekten uzak kalışımdır. Çünkü ardımdan insanlar ALLAH'ı anarlarken, bol bol ibadet ve taatte bulunurlarken, ben bu eşsiz zevkten mahrum kalacağım. Halbuki ben kıyamete kadar ALLAH'ı anmayı ve Ona gece gündüz ibadet etmeyi diliyorum.' Bunun uzerine ulu ALLAH (c.c) Azrail (a.s)'a Ey Azrail; Hızır'ın ruhunu alma. Bırak yaşasın.. Çünkü o yaşamayı kendisi için değil, benim için, beni daha çok anmak için istiyor. Bırakta kıyamete kadar yeryüzünde beni ansın, bana yalvarıp yakarsın diye emreder. İste o yüzdendir ki; Hızır (a.s) yeryüzünde kıyamete kadar hayatı sürecek olan tek varlıktır. Ve devamlı olarak Allah'ı anmakla meşguldur. Yüce ALLAH cümlemizi, yüce adını yüreğinden ve dilinden düşürmeyen gerçek müminlerden eylesin... AMİN
Mütekabiliyet
  Uyar
6 Mart 2019, 16:32
Hızır a.s ile birlikte namaz kılmak isteyen bursdaki ulu camiye gitsin, her gün bir vakit orda kılıyor ama hangi vakit olduğu belli değil.
ışılay3
  Uyar
6 Mart 2019, 10:18
Amin Şimdiden hayırlı kandiller o zaman
AlpBörü
  Uyar
6 Mart 2019, 10:17
amin
5 Mart 2019 Salı, 19:43
Uyar
Baba Mirası...
"Toplantıya gideceğim. Baktım geç kalma ihtimalim var, bindim bir taksiye, muhabbetçi bir arkadaş. O anlatıyor ben dinliyorum. Tam işyerinin önüne geldik. Ankara'da Bakanlıklar. Diyelim ki, taksi parası 9.75 TL tuttu, ben 10 TL uzattım. Hani hepimizin yaşadığı sahne vardır ya, taksici üstünü arıyormuş gibi yapar, siz de para üstünü alabilmek için bir ayak dışarıda, inmemek için debelenirsiniz. Tam o sahne olacak. Şoför, para üstü var mı diye aranmaya başladı. - Üstü kalsın kardeşim" dedim. Döndü bana doğru: - Vaktin var mı ağabey ?" dedi. - Evet" dedim (tek ayağım hala dışarıda) Dörtlülere bastı, trafik dört şerit akıyor, indi araçtan. Önde bir büfe var. Gitti oraya, bir şeyler konuşup geldi. Bana 25 krş uzattı. Belli ki para bozdurmuş. - Birader" dedim,"9.75 değil,10.50 yazsa ister miydin 50 kuruş benden?" - "Ne alacağım ağabey 50 kuruşu!" - Peki, niye gittin 25 kuruş için o kadar uğraştın. Üstü kalsın demiştim." Döndü bana, attı kolunu arkaya: - "Vaktin var mı ağabey?" - "Var." - Çek kapıyı o zaman." 5 dakika konuştuk. İngiltere'de Profesöründen, bilmem kiminden eğitimler aldım. O taksicinin 5 dakikada öğrettiklerini, İngiliz hocalar haftalarca verdikleri derslerde öğretemediler: - "Ağabey biz Keçiören'de 5 kardeşiz. Babam rençberdi, günlük yevmiyeye giderdi; artık inşaat falan bulursa çalışır gelir, o gün iş bulamamışsa, biz eve gelişinden, yüzünden anlardık." "Durumumuz hiç iyi olmadı. Akşam yer sofrasında yemek yerdik. Yemek bitince babam bize" Durun kalkmayın" derdi. Önce dua ederdik sonra babam bize sofrada konuşma yapardı." "Aha" dedim, "Bizim meslekten", seminerci. - "Ne anlatırdı baban ?" - "Hayatta nasıl başarılı olunur ?" " O gün inşaata çağırmazlarsa eve para getiremiyor, sonra çocuklara hayatta başarı teknikleri anlatıyor." - Babam işe gidince büyük ağabeyimiz onu taklit ederdi, delik bir çorapla pantolonun ceplerini çıkarır, dört kardeşi karşısına alıp "Dürüst olun, evinize haram lokma sokmayın" diye anlatırken, biz de gülerdik. Annem kızardı,"Babanızla alay etmeyin. O, hem dürüst hem de çalışkandır" derdi. Yan evde iki kardeş var, onların babası zengin. Babaları birahane işletiyor, ama adamda her numara vardı, kumar falan oynatırdı. Bizim yeni hiç bir şeyimiz olmadı, hep o ikisinin eskilerini kullandık. O amca mahalleden geçerken biz 5 kardeş ayağa kalkardık, çünkü bize bahşiş verirdi. Babam eve gelince ayağa kalkmazdık. Çünkü hediye, para falan hak getire. Ağabey biz babamı kaybettik. Altı ay içinde yandaki baba da öldü. Yandaki baba iki çocuğa 5 katlı bir apartman, işleyen birahane, dövizler ve araziler bıraktı. Bizim baba ne bıraktı biliyor musunuz?" - "Ne bıraktı?" - "Bakkal veresiyesi ve konuşmalarını bıraktı : "Evladım işinizi dürüst yapın, hakkınız olmayan parayı almayın." Falan filan. "Ağabey, aradan 15 yıl geçti." "Diğer babanın 2 oğlu şu anda cezaevindeler, ne ev kaldı ne birahane. Ailesi dağıldı." "Biz 5 kardeş, beşimizin Keçiören de taksi durağında birer taksisi var. Hepimizin birer ailesi, çoluk çocuğu, hepimizin birer dairesi var." "Geçenlerde büyük ağabeyimiz bizi topladı ve dedi ki : - "Asıl mirası bizim baba bırakmış." "Hepimiz ağladık. 5 kardeş taksiciliğe başladığımızdan beri, taksimetrenin yazmadığı 10 kuruşu evimize sokmadık. Her şeyimiz var Allah'a şükür." Çok duygulandım, veda ettim. Tam ineceğim: - "Dur ağabey, asıl bomba şimdi!" - Nedir bomban ?" - Nerede oturuyoruz biliyor musun ? O iki kardeşin oturduğu 5 katlı apartmanı biz aldık. 5 kardeş orada oturuyoruz." Evladınıza ne araba bırakırsınız, ne ev, ne de başka bir miras. Evlada sadece değer kavramları bırakırsınız. Bakın iki baba da evlatlarına değer kavramları bırakmışlar.
*runkli*
  Uyar
5 Mart 2019, 20:06
Hazıra konan evlat değer bilmez
ışılay3
  Uyar
5 Mart 2019, 19:48
Rabbim helal versin az versede bereketini versin derim hep
Kardelen emell
  Uyar
5 Mart 2019, 19:48
Valla okudum helal olsun, keşke herkes böyle helal iş görse:(
15 Ocak 2019 Salı, 20:48
Uyar
kendisi, oglu, kızı, torunu....
Yıl 1962.. Cağaloğlu'ndaki bir köşe yazarının odasına üstü başı bakımsız, kirli sakallı biri girer. Adını söyledikten sonra yazardan kendisine yardım etmesini ister. Köşe yazarı, karşısındakinin içler acısı durumundan büyük üzüntü duyar. Cüzdanını çıkararak istediği kadar alması için adama uzatır. O da uygun bir miktar para alarak iki büklüm gözden kaybolur. Birkaç ay sonra tek sütunluk bir gazete haberi köşe yazarının gözüne çarpar.. Haberde, İstanbul sokaklarında, bir çöp bidonunun yanında bulunan bir cesetten söz edilmektedir. Fotoğrafa dikkatle bakar, bu, para istemek için kendisine gelen adamdan başkası değildir.. Emin Ersoy'dur.. Mehmet Akif Ersoy'un oğlu Emin Ersoy !... Yıl 1985... Üsküdar Belediyesi, emekli maaşıyla geçinmeye çalışırken hastalanan, zor ve bakımsız günlerin ardından gözlerini hayata kapayan bir adamın cenazesi ortada kalmasın diye tüm masrafları karşılar.. O unutulan insan, Tahir Ersoy'dur.. Mehmet Akif Ersoy'un torunu !.. Yıl 1991.. Beyoğlu'nda bir evin kiracıları, kirayı ödeyemedikleri için sokağa atılırlar.. Onlar, Mehmet Akif Ersoy'un kızı ve torunlarıdır !.. İşte sizlere, "İstiklal Marşı" için devletin verdiği para ödülünü almayan, ticarete alet olmasın diye de, "İstiklal Marşı"nı kitabına almayan Mehmet Akif Ersoy'un Türk milletine emanet ettiği çocuklarının yaşamlarından kahredici bir kesit.. Sunay Akın
"GEZGİN"
  Uyar
15 Ocak 2019, 20:51
Çok üzücü
15 Eylül 2018 Cumartesi, 15:26
Uyar
Hakimin Kararı...
Mallarını bölüşmekte bir türlü anlaşamayan iki ortak, hakime gitmeye karar verirler. Hakimin çözümü: "Biriniz bölsün, diğeriniz seçsin"
Mütekabiliyet
  Uyar
19 Eylül 2018, 13:37
Çok adil bir karar olmuş, hem zekice hem adil.. bölen kişi eşit bölmek zorunda yoksa sonucuna kendi katlanır:):)
ulsgkc
  Uyar
15 Eylül 2018, 15:31
Kim bölecek kim seçecek işte onunda kararı lazım:)
28 Ağustos 2018 Salı, 12:25
Uyar
Yardım....
Ona, -"yumurtaları ne kadara satıyorsun" diye sordu." Yaşlı satıcı cevap verdi, -"Tanesi 1 lira hanımefendi" deyince ona dedi ki, -"5 liraya 8 yumurta alacağım, yoksa gideceğim. ' ' ' Yaşlı satıcı şöyle cevap verdi: -"Gel de istediğin fiyata al. Belki de bu iyi bir başlangıç çünkü bugün tek bir yumurta bile satmadım" Yumurtaları aldı ve kazandığını hissederek çekip gitti. Süslü arabasına girdi ve arkadaşıyla lüks bir restorana gitti. Orada, o ve arkadaşı, istedikleri her şeyi sipariş ettiler. Biraz yediler ve sipariş ettikleri birçok şeyi bıraktılar. Sonra hesabı ödemeye gitti. Fatura ona 150TLye mal oldu. 200 TL verdi ve üstü kalsın dedi Bu olay o kişiye oldukça normal gelebilir ama zavallı yumurta satıcısı için çok acı verici. ?Mesele şu ki, Neden her zaman muhtaç olanlardan satın aldığımız zaman güç bizde oluyor? ?Ve neden biz ihtiyacı olmayan insanlara karşı cömert olduk? Bir yerde okumuştum. ?Babam, ihtiyacı olmasa bile yüksek fiyatlarla fakir insanlardan basit ürünler satın alırdı. Bazen onlar için gereksiz şeyler alırdı fazladan para öderdi. Bu rol beni endişelendirdi ve ona, -"Neden böyle yapıyorsun.?" diye sordum. Babam şöyle cevap verdi: -" Bu, insanların onurunu kırmadan, yapılan yardımdır çocuğum."
""Gül Yaprağı""
  Uyar
28 Ağustos 2018, 14:01
güzel ve manidar bir yazi..
M3.Olmeca
  Uyar
28 Ağustos 2018, 12:45
üzerinden ay geçti doğal olarak cevap sırası gelmesi lazımdı
gubaz
  Uyar
28 Ağustos 2018, 12:41
günde ortalama 30 a mesaj alıyorum ve mümkün olduğunca cevap vermeye çalıştığım üyelerin hepsi "kadın" mıydı bilmiyorum
6 Temmuz 2018 Cuma, 19:37
Uyar
.....
Binayı ayakta tutan çelik ve beton değildir; onların birlikte yükselmesini sağlayan düşüncedir. Deli dana gibi koşturan makine gibi çalışanlar yerine, düşünen çalışanlarınız olsun! "Bilge Kral A.İzzet Begoviç"
ArcadyuS
  Uyar
6 Temmuz 2018, 19:41
aliya kral değildi yalnız saltanat ona göre değildi
5 Temmuz 2018 Perşembe, 21:32
Uyar
Aslan ve ceylan Yavrusu....
'Dişi aslan avladığı ceylanı yemeğe başlarken karnında yavrusu olduğunu fark eder.. Yavruyu ölmüş ceylanın karnından çekip çıkarır lakin iş işten geçmiş, yavru çoktan ölmüştür.. Aslan, annesi ölmüş yavruyu yere koyar ve ağır adımlarla bir kenara çekilip yere uzanır.. Bu fotoğrafları çeken fotoğrafçı uzun süre aslanın hareketsiz kalmasından şüphelenir ve cesaretini toplayarak aslanın yanına yaklaştığında onun öldüğünü görür.. Aslanını ölüm nedenini öğrenmek için götürdüğü veteriner karnını yarar ve kalbinin patlayarak parçalandığını tespit eder.. Bu fotoğrafı gördükten ve altındaki bu bu yazıyı okuduktan sonra anladım ki; Aslan yürekli olmak, gücüne dayanarak senden zayıfların hayatına kast etmek değil; masum bir annenin yada bir yavrunun ölümüne sebebiyet vermiş olmanın üzüntüsüne yüreğinin dayanamaması demekmiş.. Bu yüzdendir ki hayvan dediğimiz o varlıklar, insanlardan binlerce kat daha iyiler..
Y3L12
  Uyar
5 Temmuz 2018, 21:39
Emel ;))
guzelyarinlar
  Uyar
5 Temmuz 2018, 21:36
Sozun bittigi yer..
ArcadyuS
  Uyar
5 Temmuz 2018, 21:35
kardelen emelin iletileri yoruma kapalı sayın edit bi uyarın kendisini
ANKET
Öğretmenlerin, yaramazlık yapan öğrencinin kulağını çekmesini;