gubaz

Erkek

Bu üyenin kişisel bilgilerini görmek için üye olmanız gerekmektedir.
gubaz
28 Eylül 2019 Cumartesi, 17:46
Şikayet Et Detayını Göster
Yusuf Islam'ın Cevabı....
ÇOK EŞLİLİK ile ilgili muhabirin sorduğu soruya Yusuf İslam'ın verdiği cevap; DHA Muhabiri: Girdiğiniz İslam dininde bir erkeğin dört kadınla evlenmesine ne diyeceksiniz? Yani bunun mantığını nasıl kabul edeceksiniz? Siz bir Batılı aydın şarkıcı olarak bunu nasıl kabul ettiniz? Yusuf İslam: Sen beni eski halimle tanıdığını söylüyorsun. Ben Müslüman olmadan önce kaç kadınla beraber olduğumu bilemem. Onlardan çocuğum olmuşsa onu da bilemem. Ben böyle adi bir hayat yaşarken sen bana hayrandın. Ben şimdi Müslüman oldum. Tek eşle evliyim. İkinci bir evliliğe niyetli de değilim. İslam dini dörde kadar izin veriyorsa onların ve çocukların sorumluluğunu da ona yüklüyor. Senin hayran olduğun Batıda böyle bir sorumluluk yok. Birçok çocuk babasını bilmez. Babası da çocuğunu görmeden gider bu dünyadan. "İyi ki müslümanları tanımadan, islamı tanımışım" diyen güzel insan.
1 Yorum
DÜZ MANTIKKK Gu dan sonrasını okumadım 28 Eylül 2019, 17:48
Tüm Yorumları Göster
gubaz
21 Eylül 2019 Cumartesi, 17:30
Şikayet Et Detayını Göster
Yemeğe çıkarken bir kez daha düşünün...
Yeni restoran açan birisinin acı ve gerçek itirafları : "Yeni restoranın açılması müşterilerden çok toptancıların ilgisini çekmişti. İlk gelen sezonluk su stoğumu bana satmaya çalışan bayi oldu. Toptan alırsam, büyük su 35 kuruşa, küçük su 15 kuruşa geliyordu. Onun ardından toptan gıdacı, meşrubatçı ve biracılar da geldi tabii. Buraya kadar her şey normaldi. Ancak arkası kapalı, üzerinde hiç yazı bulunmayan kamyonet geldiğinde ilk şokumu yaşadım. Adam kaşar peyniri satıyordu. Kilosu 6,5 liradan. Ben, "Nasıl böyle ucuz satıyorsun?" deyince de adam açık açık söylemekten çekinmedi, "Abi bu dandik kaşar ama kimse ayırt edemez. Bak al bi parça." Nutkum tutulmuştu. "Zararlı değil abi, patates püresine yağ ve kaşar aroması koyuyorlar." demez mi? O şokla adamı nasıl gönderdiğimi hatırlamıyorum. Ertesi gün daha beterdi. Kıymacı, köfteciydi gelen. Kilosu 3 buçuk liradan kıyma satıyordu. Sinirlerime güç bela hakim olup kıyma denilen seyin muhtevasını sordum. Et aroması, tavuk deri ve kemikleri, soya vs gibi "Zararsız" maddelerden üretiliyormuş.... Adam öğünerek, "Her şey dahil otellerden alan var abi" dediği an kıçına tekmeyi yedi tabii. Adamı kovdum kovmasına da, bu iş fena halde aklıma takıldı. Kardeşim bu memlekette sahte olmayan bir şey yok mu? Ben bu tip restoranlarda yemek yedim mi acaba? Yediysem kaç kere? Bu işin ucu nereye kadar gidiyor? Oturdum bilgisayarın başına, başladım araştırmaya. Aman tanrım! Neler neler varmış bu memlekette? Yahu neredeyse gerçek bir şey yok piyasada. Her şeyin aroması var. Üstelik bunlar internette online olarak satılmakta. Aromalar saymakla bitmiyor. Acı Biber Aroması, Acıbadem Aroması, Ahududu Aroması, Alabalık Aroması, Ananas Aroması, Anason Aroması, Antep Fıstığı Aroması, Ayran Aroması, Bal Aroması, Bergamot Aroması, Böğürtlen Aroması, Çam Sakızı Aroması, Çedar Peyniri Aroması, Ceviz Aroması, Çikolata Aroması, Çilek Aroması, Et Aroması, Fındık Aroması, Fıstık Aroması, Keçi Peyniri Aroması, Keçi Sütü Aroması, Kekik Aroması, Kimyon Aroması, Koyun Peyniri Aroması, Koyun Sütü Aroması, Parmesan Peyniri Aroması, Tereyağı Aroması, Yoğurt Aroması, Zeytin Aroması, Zeytinyağı Aroması, Ekmek Aroması. Yahu, ekmeğin bile aroması var. Çakma ekmeği nasıl yapıyorsunuz kardeşim? Neden yapıyorsunuz? Araştırdım, ekmekte durum bildiğiniz gibi değil. Unun beyazlatıcısından tutun da maya besleyicisine (Yahu maya besleyici satıyor adamlar. Ninem ekşi mayadan, nohuttan yapardı ekmeği) hacim arttırıcısına kadar neler neler var. Adam gibi ekmek bile yedirmeyecekler bize. Kahvelere köpük yapıcı satıyorlar yahu. Köfte kızartılırken hacminin küçülmemesini sağlayan kimyasallar var. Bilumum E-bilmemkaç maddelerini gördüm. Yeminle bin civarında 'E'li madde var. Bir o kadar da 'E'siz katkı maddesi piyasada. Tam bunları okurken, sahte kolacı, "ucuz" viskici, yaban domuzcu akın akın geldi. Bunca gelen arasında bana da toplu halde geldiler, iyi saatte olsunlar. Bütün bunları yaşayıp öğrendikten sonra tımarhanelik olmadığım için çok şanslı olduğumu düşünüyorum. İşte bu yüzden pılıyı pırtıyı toplayıp dükkanı kapattım ve bu işe bir daha girmemeye, hatta turistik yerlerde iyi tanımıyorsam, restoranlarda yemek yememeye karar verdim."
4 Yorum
KamudaMemur Zararsızmış işte kardeşim. Bir daha yiyebilirsiniz yani. :) 21 Eylül 2019, 17:34
Frida Kahllo Etkilenmedim 21 Eylül 2019, 17:33
DÜZ MANTIKKK Aha gubaz gelmiş, yardırın 21 Eylül 2019, 17:32
Tüm Yorumları Göster
gubaz
23 Ağustos 2019 Cuma, 22:33
Şikayet Et Detayını Göster
çok zor...
Bu ülkede kadın, çocuk ve ağaç olmak çok zor. Hiç bir gerekçe şiddeti haklı çıkartamaz...
0 Yorum
Tüm Yorumları Göster
gubaz
23 Ağustos 2019 Cuma, 21:10
Şikayet Et Detayını Göster
yazı biraz uzun ama okumanızı istirham ederim....
BİR TOPLUMUN YOK OLMASI İÇİN Bu günkü Müslümanların bu günkü durumlara gelebilmeleri için yabancı kültür emperyalistlerin hazırlayıp uygulamaya başladıkları manifestolarına göre başarılı olup olmadıkları hakkında bir karar verilebilmesi açısından değerlendirme yapabilmemiz açısından araştırmalarımla tesbit edebildiklerimi siz okurlarımla paylaşmak istedim. Buna göre; 1. Müslüman Bir Toplumu Çökertmek İstiyorsanız; Önce ev hanımlığını ve anneliği değersizleştirin ki evde ana kalmasın. Evde ana kalmayınca nesiller televizyonun ve internetin emzirip büyüttüğü ruhsuz, kimliksiz ve merhametsiz nesiller olarak yetişsin. 2.Bir toplumu Yıkmak İstiyorsanız; O toplumun babalarını borca, kredi kartı batağına, geçim derdine, işsizliğe ve açlığa mahküm edin ki ne eşlerine, ne evlatlarına, ne de ailelerine ayıracak vakitleri kalsın. Taksit ödemekten, kirayı denkleştirme derdinden, çocuklarının okul masraflarını düşünmekten başka bir şey düşünmeye mecalleri kalmasın.3. Bir Toplumu Çürütmek İstiyorsanız;Evliliği pahalılaştırıp, nikahsız birlikteliği ucuzlatın ki genç nesiller haram yollara tevessül etsin. Zinayı kolaylaştırıp evliliği zorlaştırın ki nesiller, flörtün, ahlaksızlığın pençesinde eriyip gitsin. Aile politikalarıyla, nafaka kanunlarıyla, pozitif ayrımcılıkla aileye darbe üstüne darbe indirin ki toplumun çekirdeği çürüyüp gitsin.4. Bir Toplumu İfsad Etmek İstiyorsanız;Helal lokmayı ve helal kazancı zorlaştırın ki midelere giren haram lokmalarla o toplumun kimliğini, özünü, ruh kökünü ve karakterini değiştirebilesiniz. Faizli esnaf kredileriyle, evlilik ve düğün kredileriyle, piyangoyla, promosyonlarla bir şekilde herkesi faize ve harama bulaştırın, .5. Bir Toplumu Bitirmek İstiyorsanız;O toplumun alimlerini, hocalarını, imamlarını itibarsızlaştırın ki toplumu derleyip toparlayacak, onlara rehberlik edecek, istikamet belirleyecek olan alimlere güven kalmasın. Onları kendi aralarında birbirine düşürün, halkın önünde tartıştırın, her birine farklı bir şey söyletin ki halkın nazarında itibarları zedelensin. İmamları ve hocaları komedi filmlerinin ve fıkraların başkarakteri haline getirip gözden düşürün ki kriz anlarında rehberlik yapıp safları tahkim edecek kimse kalmasın. Cemaatleri, dernekleri, ihale kovalama ve kadro yerleştirme derdine düşürün, ki toplumu irşad edecek kimse kalmasın.;Öğretmenleri itibarsızlaştırın ki öğrencileri bile onları ciddiye almasın ve onların üzerinde hiçbir yaptırımları kalmasın. 7. Bir Toplumu Perişan Etmek İstiyorsanız ;O toplumu dizilerden, yarışma programlarından, yemek, evlilik ve magazin programlarından başlarını kaldıramayacak hale getirin ki gerçek hayatla bağları kopsun. Diziler vesilesiyle ahlaksızlığı yasak aşk, zinayı seviyeli birliktelik, adatmayı sıradan bir iş olarak gösterin ki toplumun temelleri sarsılsın.;Müslüman siyasetçilere güveni sarsın ki Müslümanlar ve İslami siyaset, toplumun nazarında bir umut ve bir alternatif olmaktan çıksın.9. Bir Toplumu Çözmek İstiyorsanız; Peygamberimiz (Aleyhisselamı) dini alanın dışına itin ki halkın İslami yaşamında yegane örnek ortadan kalksın. Sürekli bize Kur'an yeter deyin ki Peygamberin (Aleyhisselam) sözünün yerine kendi aklınızı koyup toplumu istediğiniz gibi yönlendirebilesiniz. Ve Kitap'ı kafanıza göre yorumlayabilesiniz. Geleneği, geçmiş birikimi itibarsızlaştırın ki o toplumun geleceğini de yok edebilesiniz. Bidatlari ve hurafeleri yaygınlaştırın ki hakikati perdeleyebilesiniz.10. Bir Toplumun Kökünü Kurutmak İstiyorsanız; Özellikle sakallıların, başörtülülerin, namazlıların yalan söylemesini, iftira atmasını, haksızlık yapmasını, kul hakkına girmesini, sözünde durmamasını, borcunu ödememesini, harama bulaşmasını, kirlenmesini, örselenmesini ve yıpranmasını sağlayın ki toplumun Müslüman kimliğe zerrece güveni kalmasın. Müslümanlara olan güveni de bitirebilirseniz artık oturup rahatlıkla kahvenizi yudumlayabilirsiniz. Çünkü hedefinize ulaşmışsınız demektir. Büyük İslam alimi İbni Haldun da bir toplumun çöküş alametlerini; Dayanışmanın yok olması,Üretimin zayıflaması, tüketimin çılgınlığı, vergilerin artması, liyakatin dikkate alınmaması, adaletsizliğin yaygınlaşması,umutların kırılması, göçün hızlanması, iblisane gurur ve kibir, gösteriş riyakarlık ve yalakalık, ve en kötüsü de her şey normalmiş gibi bütün bunları görmezden gelen ve kabullenen bir topluluğun olmasıdır demektedir.Durumu saygılarımla taktir ve tensiplerinize arz ederim efendim. Kendimize dönelim zira başka Türkiye yok.
7 Yorum
gubaz unfy yazı içersinde numara yazılması unutuldu... Teşekkür ederim ilgin icin... 23 Ağustos 2019, 21:45
UndY 6. ve 8. maddeler yok. 23 Ağustos 2019, 21:17
Hayırda şer Bitmişiz haberimiz yok 23 Ağustos 2019, 21:14
Tüm Yorumları Göster
gubaz
25 Haziran 2019 Salı, 21:51
Şikayet Et Detayını Göster
Tarımda İsrail... Tohumda İsrail...
Nasıl bir tehlikeyle karşı karşıya olduğumuzun farkında mısınız? Tarım ve Köy işleri Bakanlığı'nda 115 bin kişi çalışıyor. 30 tane ziraat fakültemiz, 50 tane tarım araştırma enstitümüz, 10 bin işsiz ziraat mühendisimiz var. Buna rağmen Türkiye tohumda tamamen dışa bağımlı. Tek kelimeyle tohumun patronu ise İsrail. İsrailli araştırmacıların, genleriyle oynayarak, gül ile limon kokulu domates yetiştirdiğini Şalom Gazetesi'nin internet sayfasından biraz araştırıp okuyabilirsiniz. İstediğiniz şekle sahip domatesleri bile bulabilirsiniz; çekirdeksiz, kalp şeklinde, salatalık şeklinde, dilimli... Yani genlerle oynama meselesi yüzde yüz doğru. Gelelim başka doğrulara. Bu tohumların bir ekimlik olduğunu bilmeyen yok. Yani İsrail'den bir defa tohum almakla kurtulamıyorsunuz. Bir gram tohumun fiyatı her dönemde bir gram altına denk oldu. Üstelik İsrail tohumunu toprağa bir ektin mi artık isteseniz de yerli tohuma dönemiyorsunuz. Genetik tohum o toprağ a da zarar veriyor. Artık hep bu genetik tohumu kullanmak zorundasınız. 50-70 yıl sonra ise toprak kanserojen maddelerle dolduğu için artık tamamen kullanılmaz hale geliyor. Buna en güzel örnek: Türkiye'nin patates deposu olan Niğde ve Nevşehir bölgelerinde yetiştirilen patateslerde kanserojen maddeye rastlandığı için artık patates ekimine izin verilmemesidir. Yani İsrail tohumu tek başına satmıyor. Tohum alana hastalığı bedava.... Tohumların içine hastalık yerleştiren İsrail bu sayede zirai ilaç satımını da garanti altına almış oluyor. Bütün bu acı tabloya rağmen Türkiye'de yabancıların menfaatine çalışan bir patent sistemi işletiliyor. Ne korkunç. Köylü kendi bahçesinde tohum bırakamayacak. Yoksa uluslararası mahkemede yargılanacak! Şu anda dünyada İsrail tohumu kullanma yasası çıkartan ilk ülke işgal altındaki Irak'tır. İkincisi de biz olacağız. EY VATANDAŞ AKLINI BAŞINA DEVŞİR !!! SOR SORUŞTUR, BOŞ DURMA... Bu yazıyı da okudunsa ister paylaş ister paylaşma, umrumda değil. Ama bilip de susmak ortak olmaktır. Bunu bari hatırla...Bu ihanete ortak olanlarla aynı pencereden bile bakma. Prof.Dr. Kadircan Keski Bora
1 Yorum
ÇOTANAK Ölüm tohumları, saklı seçilmişler kitaplarını okumanızı şiddetle öneriyorum. 26 Haziran 2019, 20:08
Tüm Yorumları Göster
gubaz
24 Haziran 2019 Pazartesi, 22:28
Şikayet Et Detayını Göster
hırsızım ama vicdansız değilim...
YANKESİCİYİM AMA VİCDANSIZ DEĞİLİM ... Yaklaşık olarak 66 yıl öncesinde, 1950'li yıllarda İstanbul'dayız. Bire bir yaşanmış olan hikayemiz bir belediye otobüsünde geçer. Otobüs tam Eminönü durağına gelmiş ve kapılarını açacakken bir kadının "Sakın kapıları açma, cüzdanım çalındı, otobüste hırsız var" şeklinde canhıraş sesi duyulur. Kadın ısrarcıdır ve bağırmaya devam eder. Bunun üzerine şoför kapıları açmaz ve yerinden kalkarak kadına "otobüste çalındığına emin misin? Çantanı kontrol et!" der. Kadın "biraz önce biletimi almak için cüzdanımı çıkarmıştım, daha sonra yerine koydum ama şimdi yok" diye cevap verir. Şoför bunun üzerine hiddetlenerek "kimse kıpırdamasın herkesin üzerini arayacağım" der. Şoför önden biletçi arkadan başlayarak yolcuları tek tek aramaya başlarlar. Herkes aranmış yalnız bir kişi kalmıştır. Henüz aranmayan yolcu binbaşı rütbesinde resmi üniformalı bir kara subayıdır. Üzerinde de haki renkli kalın paltosu vardır. Şoför "Binbaşımı aramaya lüzum yok, bir Türk subayını hırsızlık şüphesi ile asla aramam, cüzdan bulunamadı" diyerek kapıları açmak için yerine doğru yönelir. Tam bu sırada Binbaşının kendinden emin davudi sesi duyulur; "Beni de arayacaksınız, töhmet altında kalmak istemiyorum." der. Şoför aramak istemez ama Binbaşının ısrarı karşısında mecbur kalır. Tam elini Binbaşının paltosunun cebine sokarken "hayır arama, ben çaldım!" diyen biraz hırpani giyimli bir adam çıkar. Ve adam "cüzdanını çaldığım kadın bağırınca korktum, aranabileceğimi düşünerek cüzdanı, aranmayacağını bildiğim hemen yanımda bulunan Binbaşının paltosunun cebine bıraktım. Fakat bir Türk subayının hırsızlıktan suçlanmasına gönlüm razı değil. Yankesiciyim, hırsızım ama vicdansız değil!" diyerek başını önüne eğer. ***** İşte biz böyle bir millettik ... Ne zaman kendi evladına, kendi askerine el kaldıracak kadar soysuzlaştık, rezilleştik ..... ?" ***** Ahlak ve vicdan insanın temeli ve mayasıdır. Ahlak ve vicdan olmazsa insan olmaktan da bahsedilemez. Ve ne yazık ki bizler, sadece askere düşman olacak kadar bozulmadık. Bozulma ve kokuşma toplumun her kesiminde kendine göre oldu. Kimimiz Atatürk'e düşman oldu, kimimiz milletine; Dine düşman olan da var, devletine düşman olan da. Kardeş kardeşe düşman oldu. Topyekün bozulduk vesselam. Sevgiyle kalın...
1 Yorum
TeacherAndFinancing Eyvallah saygılar 24 Haziran 2019, 22:30
Tüm Yorumları Göster
gubaz
26 Nisan 2019 Cuma, 14:55
Şikayet Et Detayını Göster
bir düşünmek lazım....
İstanbulda bir ilkokul... 1955-65 ler,öğrenciler, Amerikan yardımı olarak yurda gelen sulandırılmış süt tozlarını içmek için sıradalar... O günlerden yaşanmış bir anı Mehmet bey anlatıyor ... "1960'lı yıllarda ilkokula gidiyordum. Öğretmenimiz süt tozu paketleri dağıttı; Abd'den yardım olarak gelmiş! Bizim evde 100'e yakın keçi vardı,30'dan fazla inek vardı. Süt ve yoğurdu satma imkanımız yoktu. Bize yetecek kadar her türlü süt ürünümüz vardı. Ama ben cicili paketler içindeki süt tozu paketlerini sevine sevine eve getirdim. Eve girmeden önce avluda dedemle karşılaştım; 'elindeki nedir?' diye sordu. Açıkladım... 'Bizim sütümüz var, götür onu geri ver, sütü olmayan çocuklara versinler.' dedi.Aslında köyümüzde sütü olmayan ev yoktu.Ben biraz duraklayıp götürmek istemedim. 'Oğlum,bunlar bizim iyiliğimiz için bunu vermiyorlar,bizi zehirlemek için gönderiyorlar!' dedi. Ben okulda aldığım derslerden kendime güvenerek dedeme karşı geldim. Söylediklerini okula gitmemiş dedemin cehaletine yordum. Ona itirazlar ettim. Beni ikna edemeyince inandırmak için bir deneye başvurdu.Güçlü bir köpeğimiz vardı. 'Git, süt tozunu süte çevir getir.' dedi. Gittim,süt tozundan süt yapıp getirdim.Köpeğimiz kulübesinde idi. Götürdük ve önüne koyduk. Ağzını koydu,yaladı,çekti,bırakıverdi; 'Siz beni zehirlemek mi istiyorsunuz?!.' anlamında hırsla bize baktı. Saldıracak gibiydi. Kabı aldık. Dedem onu suda yıkadı. Sonra bana 'git, evden bizim sütten getir.' dedi. Evden yarım kilo kadar sütü götürüp yıkanmış kaba koydum.Yine köpeğin önüne sürdük.Ağzını koydu.Bir defa nefes aldı.İki içimde sütü bitirdi.Dedem hiç okula gitmemişti ama öğretmenimden ve o sütleri okulumuza gönderen yetkililerden daha çok şey biliyordu..." Ve bu dağıtılan süt tozlarından sonra Turkiyede ilk "Çocuk felci vakaları görüldü ve felç salgını başladı." Sonra ne mi oldu? Amerika bize milyon dolarlar karşılığında çocuk felci aşıları sattı.. Ne kadar manidar.. Bizi bomba ve silahlarla öldürenlerin,aşı ve yiyeceklerini masum gördüğümüz sürece daha çok aldanacağız. Önce bizi hasta edip,peşine ilaç ve aşısını satıyorlar!
6 Yorum
TeacherAndFinancing . 26 Nisan 2019, 15:02
*runkli* Evet bir dönmede öğrencilere zorla Fındıklar yedirildi ihraç edilip geri gönderilen Fındıklar. Bir kaç yıl öncede kuru üzümler dağıtıldı tarım ilacı fazla olduğundan geri gönderildi öğrencilere verild 26 Nisan 2019, 14:59
ayse cikkkk Hep kandırılıyoruz hep 26 Nisan 2019, 14:58
Tüm Yorumları Göster
gubaz
23 Nisan 2019 Salı, 17:43
Şikayet Et Detayını Göster
bugünlük bu ders hepimize yeter
Bir zamanlar Çin'de bir adam o kadar aç ve bitkin düşmüştü ki, dayanamayıp bir armut çaldı.. Adamı yakalayıp cezalandırılmak üzere İmparator'un karşısına çıkardılar. Hırsız İmparator'u görünce ona şöyle dedi; "Değerli efendim, çok açtım, dayanamadım çaldım ve yedim. Beni affetmeniz için yalvarıyorum. Eğer affedersiniz size paha biçilemez bir armağanım olacak.." İmparator dudak büker; "Senin gibi birinde paha biçilemez ne olabilir ki?" Hırsız, avucunun içindeki armut çekirdeğini uzatır ve; "Bu çekirdeği ekerseniz bir gün içinde altın meyveler veren bir ağacın yeşerdiğini göreceksiniz.." İmparator kahkaha atarak; "Ek o zaman, altın meyveleri görünce affederim seni.." dedi. Yoksul adam; "Haşmetlim bu tohumu ben ekemem çünkü ben bir hırsızım.. Bu tohumu ancak, ömründe hiç çalmamış, başkalarına hiç haksızlık yapmamış, yalan söylememiş biri ekebilir. Tohum o zaman gücünü gösterir, aksi takdirde onu ekeni zehirler, tarif edilemez acılarla öldürür. Sultanım, bu tohumu ancak siz ekebilirsiniz.." imparator irkildi, suratını astı, bir süre düşündü, sonra hırçın bir sesle; "Ben imparator'um bahçıvan değil, o tohumu başbakana ver eksin de altın meyveleri görelim." dedi.. Yoksul adam, tohumu başbakana uzatınca başbakan telaşe içersinde İmparator'a dönüp itiraz etti. "Ben ekim biçim işlerinde çok beceriksizim efendim, sihirli tohumu i ziyan ederim. Bence bu tohumu hazinadar başı eksin.." Hazinadar başı da hemen bir bahane buldu ve bu görevi başkasına devretti. Bir bir orada bulunan herkes sudan sebeplerle tohum ekme görevinden kaçındılar.. Sonra İmparator, doğan sessizliğin içerisinde bir süre düşündü. Başı önünde başbakana, hazinadara ve bütün görevlilere dik dik baktı ve; "Hadi bakalım bu hırsız bahçıvana tohumun nasıl altın meyve verdiğini hep birlikte gösterip sevindirelim." dedi. Cebinden bir altın çıkarıp yoksul adamın tutması için attı. Herkesin ceplerinden sessiz sedasız birer altın çıkarıp adama vermesini izledi.. Sonra da gülerek; "Bas git buradan be adam, bugünlük bu ders hepimize yeter." dedi..
13 Yorum
Nazar Eyle keşke ders verirken ders alabilseniz. elinizde tuttuğunuz adalet meşalesi sadece istediğiniz yeri aydınlatıyor.. yazık 23 Nisan 2019, 18:48
"GEZGİN" O iş öyle kolay değil ki :)) 23 Nisan 2019, 17:53
ayse cikkkk Tiz kafası vurula.. 23 Nisan 2019, 17:52
Tüm Yorumları Göster
gubaz
6 Mart 2019 Çarşamba, 23:29
Şikayet Et Detayını Göster
Enayilik Üzerine....
"MEĞER BEN NE ENAYİYMİŞİM...!" Efendim, artık 68 yaşında, su katılmamış bir avanak, hakiki bir budala ve gayrikabil-i ıslah bir 'enayi' olduğumu itiraf ediyorum. Bana küçük yaşımdan itibaren 'beytülmal' ın mukaddesliğini öğretmişlerdi. Hiç kimse 'Devlet malı deniz, yemeyen domuz' dememişti. Bütün ömrüm tabir-i amiyanesiyle 'eşşek gibi' çalışmakla geçti. Çalışma hayatımda tek gün dahi izin kullanmadım. Bir gece bile doyasıya uyuyamadım. Kimileri bana 'uykusuz müsteşar' adını takıp uçup kaçtığımı söylerdi ama 'Ne akılsız adam yahu!' şeklindeki fısıltılar, her gün yüzlerce telefon konuşmasıyla çınlayan kulaklarıma kadar gelirdi. Üzerinde 'T.C. Hükümeti' yazan kurşun kalemleri, silgileri ve kağıtları, sadece resmi hizmetlerde, adeta okşar gibi incitmemeye çalışarak kullanırdım. Çocuklarım devlet malına ellerini dahi süremezlerdi. Plakaları kırmızı ve siyah renkli resmi arabalara bir defa dahi binmediler. Yüzlerine bakmaya kıyamadığım Mustafam ve Elifim, bir saat daha az uyuyup belediye otobüsleri ve okul servisleriyle okula gittikleri esnada, bendeniz müsteşarlık ve bakanlık yapıyordum. Bırakınız eşime araba tahsis etmeyi, evde devletin personelini çalıştırmayı; idarecilik ve siyaset hayatımda lojmanda oturmadım. Koruma görevlisi de kullanmadım. Arabamın önünde ve arkasında fiyakalı eskortlar hiç bulunmadı. Meğer ben ne enayiymişim!... Yaptığım enayiliklerin haddi hesabı yoktur... Mesela, bendeniz milletvekiliyken -birkaç zaruri toplantı dışında- Meclis lokantasında yemek yemezdim. Zira, burada çalışanlar kamu personeliydi ve çok ucuz olan yemekler milletin kesesinden sübvanse ediliyordu. Sonra, çok beğendiğim halde, aynı gerekçelerle TBMM Sigarası da içmedim. Ceplerim şıkır şıkır metal jetonlarla dolu olarak dolaşır, özel görüşmelerimi kulisteki ankesörlü telefonlarla yapardım. O zaman 'beleş' cep telefonlarımız da yoktu. Hiçbir hediyeyi kabul etmez; ya reddeder veya demirbaşa kaydettirerek devlete intikal ettirirdim. Yıllarca üst yöneticilik, müsteşarlık, bakanlık yaptım; halen evimde bu dönemlere ait -bronz plaketler dışındatek bir hatıra eşya göremezsiniz. Benim anladığım manada siyasete 'Zengin girilir, fakir çıkılır'. Biz enayiler, devlet hizmetini ve siyaseti böyle anlıyoruz. Siyasi hayatımda önüme çıkan yüzlerce fırsatı teperek mal mülk edinmedim. Bilakis, ANAP'taki Genel Başkanlık mücadelesinde, Bond çantalarda getirilen paraları reddederek, eşimin SSK kredisiyle aldığı Oran'daki daireyi; YDP'nin kuruluşunda da babamdan kalan Malatya'daki ev ile dedemden kalan Gaziantep'teki evin bana düşen hisselerini harcadım. Bu arada, eşimin uzmanlığıyla ve alın teriyle hak ettiği 'Vakıflar Genel Müdürü' olarak tayin kararnamesini, nasıl engellediğimi de unutmayayım. Sadece bununla kalsa neyse... ANAP döneminde, şiddetle muhalefetime rağmen çıkarılan 'kıyak emekliliği' reddedip tek maaşa devam ettim. Bu haksız uygulama halen devam ediyor. Başbakanlık Müsteşarı'yken, milletvekili maaşlarının buna göre ayarlanmasını gerekçe göstererek kendim için sözleşme yapmadım ve üç yıl müddetle emrimdeki daire başkanlarından bile daha az maaş aldım. Meğer ben ne enayiymişim!. Şimdi 70'ine merdiven dayadım. Hala kirada oturuyorum. Kendime ait tek mülküm kitaplarım... Yani, sizin anlayacağınız, gerçek anlamda 'Dikili ağacım dahi yok'. Hizmet hayatım boyunca, muhatabımın bıyık altından gülerek dinlediği, 'Bu fukara millete ben bu masrafı hiç yaptırır mıyım?' lafım vardı. Sevgili okuyucularım, bu yazdıklarımı okuyup da sakın bütün bunlardan pişmanlık duyduğumu sanmayınız. Enayilik öylesine içime işlemiş ki geriye dönmek mümkün olabilse gene aynısını yapardım. Beni bütün 'enayiliğime' rağmen kimseye muhtaç etmeyen Yüce Allah'ıma hamd ediyorum. HASAN CELAL GÜZEL
4 Yorum
**sude** Şimdi ki siyasetçilere de okutmak gerekiyor bunları. 7 Mart 2019, 08:34
Mitralyöz ömer ÇOK DUYGULANDIM GERÇEKTEN 6 Mart 2019, 23:39
Janssett Sevmedim o kişiyi 6 Mart 2019, 23:34
Tüm Yorumları Göster
gubaz
6 Mart 2019 Çarşamba, 10:11
Şikayet Et Detayını Göster
Hz.Hızır (a.s)...
Günlerden bir gün oturmuş, ALLAH'ı Zikretmekle meşgul Hızır (a.s.)ın canını almak için yanına Ölüm Meleği Azrail (a.s) gelir. Hz. Hızır (a.s) durumu anlayınca hüngür hüngür ağlamaya ve çırpınmaya başlar. Bir ALLAH dostunun ölüm karşısında gayet metin ve soğukkanlı olmasını bekleyen Azrail (a.s) ''Bu ne telaş, bu ne telaş ey! Hızır, ne kadar yufka yürekliymişsin, ne bu gözyaşları, Ölümden mi, yoksa Dünyadan ayrılacağından mı korkuyorsun'' diye sorunca Hızır ( a.s) Hayır der: "Tek korkum; Öldüğümde ALLAH'ı biraz daha fazla Zikretmekten uzak kalışımdır. Çünkü ardımdan insanlar ALLAH'ı anarlarken, bol bol ibadet ve taatte bulunurlarken, ben bu eşsiz zevkten mahrum kalacağım. Halbuki ben kıyamete kadar ALLAH'ı anmayı ve Ona gece gündüz ibadet etmeyi diliyorum.' Bunun uzerine ulu ALLAH (c.c) Azrail (a.s)'a Ey Azrail; Hızır'ın ruhunu alma. Bırak yaşasın.. Çünkü o yaşamayı kendisi için değil, benim için, beni daha çok anmak için istiyor. Bırakta kıyamete kadar yeryüzünde beni ansın, bana yalvarıp yakarsın diye emreder. İste o yüzdendir ki; Hızır (a.s) yeryüzünde kıyamete kadar hayatı sürecek olan tek varlıktır. Ve devamlı olarak Allah'ı anmakla meşguldur. Yüce ALLAH cümlemizi, yüce adını yüreğinden ve dilinden düşürmeyen gerçek müminlerden eylesin... AMİN
5 Yorum
Mütekabiliyet Hızır a.s ile birlikte namaz kılmak isteyen bursdaki ulu camiye gitsin, her gün bir vakit orda kılıyor ama hangi vakit olduğu belli değil. 6 Mart 2019, 16:32
ışılay3 Amin Şimdiden hayırlı kandiller o zaman 6 Mart 2019, 10:18
kazma... amin 6 Mart 2019, 10:16
Tüm Yorumları Göster
Forum'dan Seçmeler